Mekan Tasavvurunda Kabe

‘Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan ev, Bekke (Mekke) de, o, kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (Ka’be)dir.’ (Al-i İmran Suresi, 96)

Buyrulmuştur. Yedinci kat semada bulunan meleklerin kıblesi Beyt-ul Mamur’un yeryüzünde ki iz düşümü Kabe.

Kabe melekler , Hz.Adem (a.s) ve oğlu Şit’ten sonra Nuh tufanıyla sular altında kalmıştır. Daha sonra Hz.İbrahim’in temellerini bulup yeniden inşaa etmesiyle günümüze kadar ulaşmıştır. “Beyt-i Ma’mur Kâbe’yi, Kâbe Mekke’yi, Mekke’de diğer şehirleri doğurdu. Tarihin bir döneminde ortaya çıkan şehirlerin ilk çekirdek şehri Mekke, Mekke’nin kalbi Kâbe, Kâbe’nin modeli Arş’ın altında kurulmuş olan Beyt-i Ma’mur’dur”. İnsan bu dünyaya emanetçi olarak gönderilmiş bir varlıktır. Bu sebeptendir ki toprakla olan tek ilişkimiz en sonunda ona karışacak olmamızdır.

İslam’da mekan algısına bakacak olursak , insan fıtratında olan gösteriş arzusundan pay bulamayız . Çünkü İslam alçakgönüllülüktür. Batılı zihniyet gibi gösteriş peşinde değildir. Adols Loos’un ‘Maske’ olarak da nitelediği üzere ; süs , şatafat sadece modernizmin insana getirdiği maskelerdir. Bunu inançlı bir sözle yorumlayacak olursak insan , psikolojik bağlamda varolan eksikliğini ( buna inanç eksikliğinden varolan boşluk demek yerinde olacaktır) maskeleriyle kapatmaya çalışmaktadır. Batılı zihniyetin dayattığı da tam olarak budur. Bu fark camii ve kilise ikileminde net olarak tezahür etmektedir.

İnsanın en temel ihtiyacı barınmadır. Urfa’da bulunan cilalı taş devrine ait dünyanın bilinen en eski kült yapılar topluluğu Göbeklitepe’nin kazı başkanı Klaus Schmidt’e göre avcı ve toplayıcı toplulukların Göbeklitepe gibi dini merkezlerde sürekli olarak biraraya gelmelerinin sonucunda yerleşik hayata geçilmiştir. İnanç insanları kalıcı yerleşkelere yönlendirmiştir ve bu olgu barınaklarıda etkilemiştir. Evin tarihsel gelişim sürecine bakıldığında ise zamanla evlerde bulunan ibadet kısımları zamanla dışarıya çıkarak camiileri ve ibadet mekanlarını oluşturmuştur. Hem inancımızda hemde tarihsel bağlamda bu birleşme insanın aslında fıtratında varolan imanı doğurmaktadır.

İman , tevhidi ( her şey tek bir olanın elindedir) , tevhid teslimi ( o halde o bir’e güven) , teslim tevekkül’ü ( o bir’e güven ve onu vekil kıl ) ve en nihayet de tevekkül iki cihan saadetini ( şimdi ve sonra) meydana getirir.

“Emrolunduğun gibi dosdoğru olmaya devam et!”   Hûd sûresi 112.

Ayetinde de imanın ilk şartı istikamettir.

 Ebû Amr (veya Ebû Amre) Süfyân İbni Abdullah radıyallahu anh şöyle dedi:

– Yâ Resûlallah! Bana İslâmı öylesine tanıt ki, onu bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim, dedim.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– “Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol!” buyurdu.

Müslim, İmân 62. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 61; İbni Mâce, Fiten 12

Herşeyden önce istikamethâlis bir tevhid inancına dayanmalıdır. Temelinde tevhid bulunmayan istikametten söz edilemez. Hayata istikâmet veren Allah’ın birliği inancıdır. Zira gerek âyetlerde gerekse hadisimizde “rabbım Allah” dedikten sonra doğru olmaktan bahsedilmektedir. ‘Bütün camilerin eksenlerinin tek bir istikamete yöneltilmiş olarak ışıması (rayonnement), tevhîdin yegâne ve büyük bir sembolüdür .’

El-Bera radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam’la birlikte Beytu’l Makdis’e doğru onsekiz ay namaz kıldık. Medine’ye girişinden iki ay sonra kıble istikameti Ka’be’ye çevrildi. Resulullah aleyhissalatu vesselam, Beytu’l Makdis’e müteveccihen namaz kılarken yüzünü çokça semaya çeviriyordu: Allah Teala hazretleri, Peygamberinin kalbinden geçeni yani, Ka’be’ye yönelme arzusunu bildi.

Bir gün Cebrail aleyhisselam (göğe doğru) yükseldi. Resulullah aleyhisalatu vesselam, o yerle gök arasında yükselirken onu gözüyle takip etmeye başladı, onun nasıl bir vahiy getireceğini gözetliyordu. Derken aziz ve celil olan Allah “Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilip durduğunu görüyoruz…” (Bakara 144) ayetini indirdi. Biz, Beytu’l-Makdis’e doğru farzın iki rek’atini kılmış tam rükuda iken, bir adam gelip: “Kıble, Ka’be’ye doğru çevrilmiştir!” haberini getirdi. Derhal yönlerimizi çevirdik. Namazımızı yenilemeyip kıldığımız kısmın devamını tamamladık. Resulullah aleyhissalatu vesselam: “Ey Cibril! Beytul-Makdise doğru kıldığımız namazlarımızın hali ne olacak?” diye sordu. Bunun üzerine de, Allah Teala hazretleri: “Allah sizin (daha önce Beytu’l-Makdis’e doğru kıldığınız) namazları zayi etmeyecektir” (Bakara 143) ayetini inzal buyurdu.”

Namaz mahal ile değil yön ile birleştirilmiştir. Kıbleye yönelme ise sadece bakışlardan ve niyetlerden oluşmamaktadır. O hareketlerden meydana gelmektedir. Zira Kabe’nin etrafında yürümek , tavaf etmektir. Mekana bir hareket kazandırılmaktadır ve bu hareket Doğu’da da Batı’da da kıbleyedir. Yönelim , her cephede farklı oranların olduğu küp olmayan , dikdörtgen hiç olmayan , kalıplara sığmayan Kabe’yedir. Nasıl ki Allah tasavvur edilemezse , Kabe’de bir şekle hapsedilememektedir.

İstikametimizin dosdoğru olması dileği ile…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s